3 Temmuz 2011 Pazar

Erzurum II - Cağ

O da BittiOtel Dede veyahut Dede OtelKahvaltıda KeteTurist Gözüyle İslamFerforjenin KitschliğiGizli Geçidi Buldum
Dedeye Selam Verdim Elini Kalbine GötürdüSokak Lambalı CamiiLala Paşa Camii'nin MukarnaslarıTükân Bizi BekliyorGel Burası Güzel, Bak Boy VeriyorumDekoratif Kağnı Tekerleri
Nostalji KokusuSıra Gecesi'ni BeklerkenÖğlenüstü RehavetiSakin MasalarEfkarın Dibine VurdumGüvercinka
Eski Erzurum Evleri'nin AvlusuRehber-i TıflGündüzleri de Çantamla Yürürüm Bu Taş İşçiliği Fena Şey MuallimNurlu Işık Bana Doğru mu Geliyor?Ulu Camii'nin Kubbesinden
Erzurum II - Cağ, a set on Flickr.
Güne sabahçı kahvecisi yorgunluğuyla uyanmak acı bir şey. Otelden çıkarken içimden bir parçayı burayla bıraktığımı söylesem yalan olur, öyle fena bir yatağı vardı ki saatlerce sağa sola dönmekten sabah ezanını okuttum. Yine de havasından mıdır nedir 9 civarında uyandım, kahvaltıyı yakın bi börekçide yaparak İstanbuldaki geleneği sürdürdüm -börekçiler bizimdir-. Geceleyin kapısının önünde fotoğraf çektirdiğimiz Lala Paşa Camii’nin içine girdik, hani girdik de namaz kıldık mı hayır bizimkisi Bektaşi fıkrası gibi. Kendimi bi ara İslamı keşfeden yaşı geçmiş Avrupalı turistler gibi hissettim.
Eski Erzurum evlerinin yeniden yapılmış hali olan restorant kafe arası mekana geldiğimizde öğleni geçmekteydi, bu şehirde adam gibi çay içemeden ayrılacağımı orada anladım. İki çaya 4 lira verip ayrılırken Ulu Camii’yi görmediğimiz aklımıza geldi. Ara sokaklarda dolaşırken önümüzdeki çocuğa sormaya karar verdik. Abilerinin bildiğini ama kendisinin pek bilmediğini söyledi yine de bize caddeye kadar eşlik etti. Arada, insan olduğum vakit çocukların başını okşarım yine öyle yaptım.

Ulu Camii, çok değişik bir yapıya sahip. Kubbelerinin tepesindeki ışıklık mekana inanılmaz bir hava katıyor –birden mimar olasım geldi ya da sanat tarihçisi-. Camiide hocanın hutbesini dinleyip çıktık, tabii Anthony Quinn dedeyi de çekmeden edemedik.

Çifteminareli Medrese geçtiğimizde içeride Ülkü Ocakları’nın stantlarını gördük, enteresandı. İçeriyi gezerken duvarlara yazı yazarak tarihe geçeceğini sanan onlarca mahlukun eserlerini gördük, silinebilenleri silmeye koyuldu Ömer Bro –böyle de kültürel miras bilincimiz var-. Camiiler bitince Cağ kebabı yemek üzere caddeye döndük. Yol üzerindeki çarşıyı görünce verdiğim souvenir sözü aklıma geldi ve kime aldığımı bilmediğim bir hediye aldım –bilmiyorum çünkü söz verdiklerim seçecekler-. Gel-Gör’e oturmamızla etlerin servisi bir oldu, sanırım önümdekiler bitene kadar dünyadan koptum. Yemek sonrası rehavetiyle otogara yöneldik. Artvin’e giden minibüs kılıklı otobüse bileti aldığımızda seyahatimizin Erzurum kısmı sona eriyordu.



Via Flickr:
Külliyeler ve Cağ

2 Temmuz 2011 Cumartesi

Erzurum I

BiletISG İç Hatlarının Önünde Sigara Molası204B LobisiKorkma Ben VarımRötar OkumasıErzurum Havaalanı
Havaalanı Otobüsünden ManzaralarÖmer Bro AyrancıdırUçak Sonrası AçlığıCumhuriyet Caddesi Yakutiye Uzaktan Işıl IşılMedrese Önünde Sigara İçen Deyyus
Yakutiye'nin IşıklarıYakutiye Medresesi ve Karanlıkta BenLala Paşa CamiiÇay SokağıTatsız Çay KeyfiÇifte Minareli Camii
Geceleri Yürürüm ÇantamlaKubbeli Yapı -Çok Açıklayıcı-Otel KatıDerli Toplu Haliyle OdamızBekar Odası RuhuOtelde Televizyon Keyfi!
Erzurum I, a set on Flickr.

Mesele başlayabilmek, sonrasında gerisi geliyor. Bu yolculuğa çıkarken arkamda kasvetli bir yazı bırakıyorum -yazar tribine girdim- standart tatilci deniz, güneş, kumsal üçgeninde debelenip durur bense mevsim normallerinde bir yazdan bile hazzetmeyen kışinsanı olarak yükseklere, soğuğa ve sessizliğe meyyalim.

Hikaye Ömer Bro'nun terhis olmasıyla başladı, amacım onu Erzurumda yakalayıp kuzeye, Karadenize çıkmaktı. Kredi kartlarının en sevdiğim yanı mil puanları olduğundan babamı ikna edip birikmişiyle uçak biletini ayırttım. Temmuzla birlikte başlayacak keşif seyahatine hazırlanmak için son günü bekledim her zamanki tembelliğimle, sırtımda gavur ölüsü çantam elimde kameramla Bağlarbaşına çıktığımda şişe şişe suyun dahi kâr etmediği sıcaktan bir an önce kurtulmam gerektiğini anladım.

Havaalanına varmak üzereydim şirketin mesajıyla acı gerçeği öğrendim. Asla rötarsız bir uçuş yapamam, şirket de beni düşünmüş olacak ki bir saat ileriye almış seferi. Lobide beklerken yine kitap okumaya başladım, yine diyorum çünkü havaalanları benim kütüphanem gibidir, Kemal Sunal'ın ganyanı minibüs ortamından başka bir yerde tutturamadığı filmdeki gibi ben de kitap okumayı uçağı beklerken gerçekleştirebiliyorum.

Koltuğuma oturduğumda yanıma bir tanıdığın geleceğini tahmin edemezdim, zaten tanıdık oturmadı. Amcamı tanıyan tanışma meraklısı Gebzeli, yol boyunca klişe sohbetleri tamamladığımızda Erzurum'a iniyorduk. Ayaklarımı yere bastığımda yaptığım ilk iş sigaramı yakmak oldu. Şehir merkezine giden otobüste ''buraların yabancısı'' olmanın bütün eziyetini çektim; muavininden yolcusuna herkese Yakutiye'yi soruyordum çünkü Ömer Bro oradaydı. Havuzbaşı'nda inip telefon diplomasisiyle onu bulana kadar birkaç dakika daha uğraştım. Neredeyse bir yıl sonra Ömer Bro'yla Erzurum'da buluşmak ne de tuhaftı.

Tavuk döneri resmi yemeğim ilan edeceğim, nerede olursa olsun martı eti vazgeçilmezim oldu artık. Yemek sonrası uykuya dalan şehrin sokaklarında dolaşmaya başladık. Tarihi mekanların önünde japon turist ruhuna bürünüp fotoğraflar çekinirken -Ömer Bro'nun zoruyla- kendimden tiksindim. Yol yorgunluğunu atmak için çay içmek istedim, kader utansın böyle çayı içmez olaydım. Kadıköy kahvelerindeki karbonatlı şey -bak çay demiyorum- bile bundan daha iyidir. Bir de bulaşık çıkmasın diye kıtlama kavramını geliştirmiş Erzuruminsanı, bana ters tabii.

Otele girdiğimde aklıma Yeşilçam filmlerinde amelelerin kaldığı bekar odaları geldi. Aynı geleneği sürdürdükleri her açıdan görülebilen Dede Otel verdiğiniz bedeli tamamiyle hak ediyor -eee 25 liraya ne bekliyorsunuz-.

Birinci gün böylece biterken arkada saatlerdir açık televizyon, önümde Ömer Bro'nun sürprizi kaçak malbuşlar ve saatler önce sıcağı kaçmış kır pideleri.

Via Flickr:
Seyahatimizin ilk durağı