![]() |
| Yetkin Dikinciler ve Bülent Emin Yarar |
Diye cevap veriyor Profesyonel’i seyredenler.
![]() |
| Yetkin Dikinciler ve Bülent Emin Yarar |
Balkanski I - Bulgaristan I, a set on Flickr.
Geçen yaz, hayatımda ilk kez yurt dışına çıktım. Babadan kalma yeşil pasaportumla işler biraz da ucuza geldi, aslında bir derneğin etkinliğiydi. Organizasyonun başında da bölümden arkadaşım olunca kendimi otobüsün en arka koltuğunda buldum.
Kara yolu coğrafyayı hissetmek için birebir tabi 8 günlük bir seyahate hazır mıydım açıkçası bunu ben de bilmiyordum. Aklımda filmlerden kalma bir gezgin hal ve tavır rol modeli vardı. Tabi ortam o yalnız gezgin klişesine hiç uymuyordu iki otobüs dolusu turisttik, gezgin bana ay kadar uzaktı.
Pazar akşamı otobüslerin kalkmasını beklerken parkta oturmuş elimde sigara içip uzun süre uzak kalacağım radyolarda dolaştım kulaklığımda. İşler ciddiye binince vazgeçmek benim en büyük meziyetimdi, radyoları dolaşırken de yokladı. Hava karardığında otobüslerin farları yanıp uzaklaşmaya başlayınca sıradan ve sıkıcı rutinimi özlemeye başladım. Evden çıkıp koltuğunu özlemek bir bakıma.
Sınıra gelene kadar aklımda bunlar vardı, Kapıkule'de çıkış puluna 15 lira verip yapıştırıp ara bölgeye geçince kendimi bilgisayar oyununda gibiydim. Kendimi yukarıdan kontrol eden kendimle Duty Free mağazasında içkilere ve sigaralara bakıyordum. Bütün yolcular dağılmıştı, herkes vergisizliğin cazibesiyle tuhaf şeylere bakıyordu. Kendimi vodka şişelerinin önünde buldum sonra karnımın acıktığını hissettim ve fahiş fiyata birkaç simit ve kağıt bardakta çay aldım, rutinler tekrar aklıma geldi. Çıkmadan önce bir karton sigara almam lazımdı, bütün seyahat boyunca bununla idare etmeliydim ve daha önce hiç kullanmadığım bir markayı aldım sırf fiyatı tam para diye, bozukluk çıkmasın diye. (Duty Free mağazalarında Euro geçiyor)

Trabzon I-VI - Memleket Hikâyeleri, a set on Flickr.
Trabzon'a vardığımızda geçen günlerin yorgunluğu, kalacak yere para vermemenin mutluluğu ile birleşmiş ve tuhaf bir kombinasyon oluşturmuştu. Eve vardığımızda akşamüstü olduğundan dinlenelim dedik. Ertesi gün yaz okulu telaşıyla geçti. Öğleden sonra uyanınca bazı şeyler son dakikaya kalıyor. Bankaya ders ücreti yatır, dersleri onaylat, kaydı tamamla bunların hepsi 16.50-59 arası gerçekleşti ve adrenalin tavan yaptı.Sonrasında şehre inip bir iki tur attık, Ömer Bro'nun pasaport işini hallettik ama yalnızdık. Kuzenler -Mete ile Safa- namüsaitti ve avmlerde yemek yiyip eve döndük. Hakikaten beleş kalacak yer nimet gibi geliyor insana bi noktadan sonra.
Ertesi günün öğleden sonrasında souvenirleri almaya şehre indik. Şehre indik diyorum Aykut'un evi havaalanı tarafında, merkezle arasında birkaç km var. Neyse kuyumcular çarşısında bir yere girip alacağımızı aldık. Çıkarken kuzenler geldi, karnımız acıksın diye bir iki tur attık Uzun Sokak ve Maraş'ta sonra girdik bi pideciye, sonrası malum. Çıkınca sinemaya gitme fikri ortaya çıktı, yediklerimizi hazmede ede Varlıbaş'a ulaştık. Yine Amerikalıların dünyayı kurtadığı sıradan bi film seyredip geceyi bulduk.
Trabzon'a gelip Kulus'a çıkmamak olmazdı. Kulus dediğim de köyümüz. Resmi adı Kaleköy tabii eski isimler ölmez. Trabzondan Çarşıbaşı arabasına binip köye geçecektik. Merkeze ulaştığımda babamın bana iş bulduğunu öğrendim, yolda otostop çekerken iş bulduğunu öğrenmek tuhaf. Neyse otostoptu, otobüstü derken köy yolunun başına kadar geldik. Şansımıza yukarı çıkan bi kamyonet vardı da yolun bir bölümünü yorulmadan çıktık. Tabii tamamını çıkacak kadar şanslı değildik, yavaş yavaş ilerleyerek köyevine ulaştık. Babamın amcaları, büyükteyzeleri oradaydı anlayacağınız etrafım çevrilmişti. Eve girip ne halde diye baktıktan ve biraz oturduktan sonra yola koyulacaktık ki sülale etrafımızı sardı. ''Gelin bizde kalın, la bi yemek yiyin öyle gidin bari, çay var'' tabii kırk yılda bir akrabalarla rastlaşan makul biri olduğundan ilgi normaldi. İki çay sonrası dönüşe geçtik, şansımıza aşağı inen bir Vestel teknik servis arabası vardı da çabucak teptirdik.
Köyün girişinde inip ananaya doğru yöneldik -ben anana diyorum siz anneanne anlayın- her zamanki gibi evde televizyon seyrediyordu, biz gelince yine hikâyelerini anlatmaya, manilerini söylemeye başladı. Anana ile birlikte Kulus'taki bütün görevleri tamamlamıştım, Trabzon'a dönüp kuzenlerle buluşmalıydık. Yaylaya çıkma fikri vardı. Akşam yemeğimizi tavsiye edilen kebapçıda yedikten sonra mevzuyu konuşmak üzere dondurmacıya? çıktık. Her şeyi ayarlayınca bu gece bizde kalın dedik kuzenlere. Hazır gelmişken bilgisayarları da getirin LAN Party yaparız lafları arasında dizüstüleri toplayıp eve geçtik. O LAN Party maalesef olmadı çünkü Ömer Bro başka mevzulara kaydı, gün biterken herkesin bir Google+ hesabı vardı.
Sabah Mete ve Ömer Bro kiralık arabayı almak üzere gittiğinde biz de Safa'yla gerekli şeyleri ayarlamaya koyulduk yayla yerine Uzungöl'e çıkıyorduk. Araba gelince eşyaları doldurup yola koyulduk. Uzungöl'e 90 km yol vardı ve Safa'yla karnımız açtı. Köfteler için alınan ekmeklerden birinin yarısını götürdüjk biz de. Uzungöl'ün soğuk ve sisli havasıyla kendimize gelip mangalı kurduk -gerçi ben dokunmadım, yiyiciyim- kömürdü, közdü, ızgaraydı her şey ayarlanıp köfteler de pişince tabakları unuttuğumuzu gördük. Masaya serilen gazetelerin üstünde selilozlu da olsa köfteleri götürmek güzeldi.
Eve vardığımızda seyahatin sondan bir önceki günü bitiyordu. Son günü öyle çok bir şey olmadı, şehirde bizim çete için hediyelik bir şeyler baktım ama çok iyi şeyler bulamadım. Öyle geçti gitti valla gün.
1 temmuzda akşamı başlayan yolculuk 11 temmuz sabahı sona erecek. Bir keşif seyahati olmasına rağmen oldukça doyurucuydu. Önümüzdeki seyahatlere selam edelim ve sözü bitirelim İstanbul'a, İstanbuldakilere bir şarkıyla.
Via Flickr:
Gez dolaş yine bana dön.