24 Eylül 2011 Cumartesi

Çay Bardağı, Çaybar Dağı, Çaybardağı

Şehir insanı sıkılmaya meyyal, geç gelen otobüsten, devlet dairesindeki sıradan, anlayışsız insanlardan, uzatma dakikaları hiç bitmeyen yaz sıcaklarından ya da yanlış hayata uyanmaktan. Kadınların adet dönemine benzer bir hal alabiliyor bu durum; Karnını ağrıtan, geçmek bilmeyen bir isteksizlik mesaisine başlıyorsun.

Vapur

Yandak Çarklı, Şirket-i Hayriye'nin -Günümüzün Şehir Hatları- meşhur vapur çeşidi

Can sıkıntısının tedavisi şehir hatları olsa gerek. Önce iskeleye ineceksin yürüyerek sonra Beşiktaş’a, oradan Kadıköy’e, ardından Eminönü’ne ve geriye Üsküdar’a, şehrine döneceksin. Tabii vapurun burnuna geçip rüzgârdan bir nefes çekeceksin, sigara yasağından sonra güvertede içine çekebileceğin en güzel şey Boğaz esintisi çünki.

Sigara

Vapurda sigara içmek 5727 sayılı yasaya göre yasaktır, içebilenleri alkışlıyoruz.

Televizyon Darüşşafaka’yı kazanmış yetim üçüzlerden bahsediyor sonra veletlerden kız olana mikrofon uzatıyor muhabir;
- Ne olacaksın okulunu bitirince?
Bir çocuğun ağzına hiç yakışmayan sarih bir İstanbul Türkçesi ve büyük adam tonlamasıyla cevap veriyor;
-Amerika’ya gideceğim.
-Neden?
-Orada master yapacağım sonra…
İşte o an kanalı değiştiriyorum. İlkokula giden bir çocuk Amerika’ya gidip master yapmayı şimdiden düşünüyor yahu! Bu benim canımı sıkıyor. Üç yetim çocuk deyince kafanda Reha Muhtar’ın anahaber bültenciliğinden kalma bir alışkanlıkla Gülümcan çalmaya başlıyor da kız master deyince Çocuk da Yaparım Kariyer de diyen bir Nil Karaibrahimgil giriyor sanki kadraja.

Nil

Nil Karaibrahimgil, Çocuk da yapar kariyer de

Hep bu Milli Eğitim, kaç nesli iğfal etti. Tedrisatın birliği bizi dağıttı, her yıl değişen sınav sistemleri hep bize vurdu. Kendimi cenabet bir neslin üyesi gibi hissediyorum bu yüzden. LYS, SBS, ÖSS, ÖSYS, KGS, OGS, İBDA-C, TKP/ML, DHKP-C . Kısaltınca bölücü terör örgütlerine ya da köprü geçmek için gereken sistemlerine benziyor sınavlar. Aslında bi bakıma öyle sayılır, hem bölüyor terörüyle hem de onu kullanıp geçebiliyorsun köprüyü.

Buhan

Ahmet Buhan, Tüm Dersler

Devlet senle ne yapacağını bilmeyen bir cam ustası gibi, üfledikçe şekil alacaksın ama fırına girmen gerek, fırın da harlı ateş. Benden iyi bir vazo olur diyorsun ama o seni bardak yapıyor. Sonra diyor ki seni bu şekilde işe alamayız bize bardağın ince bellisi gerek, çay içeceğiz çünki. -Eee ne yapacağım? Cevap geliyor; Sorun yok, fırına gireceksin o kadar. Fırına hazırlanıyorsun, giriyorsun ve çıktığında artık çay bardağısın ama o da ne! çay bardakları da iş bulamıyor artık. Aranan özellik Ajda bardaklık diplomasıymış. Hayda! Yine ateşe girmen gerekecek dostum, yine hazırlanman yine harlanman, yine...

Çay

Çay Bardağı, Çaybar Dağı, Çaybardağı

Bir bardağa sap bile olamayacağın şekilde çıkacaksın anlayacağın MEB’in/YÖK’ün rahle-i tedrisatından. Yarı mamul bile olamayacaksın. Belki zehir gibi kafan var ama çalışmıyorsun yani ham madde olarak aranan türdensin mesela borsun - Amerika ve Pis Siyonistlerin çıkarmamıza izin vermediği efsane şey yani-, ama borcam da günlerde evhanımlarının birbirlerine hediye ederek ellerinden çıkardığı vasıfsız bir ürün maalesef. Yani anca memur olursun oradan oraya tayin edilirsin.

Av

Aslan, Avlanırken, Büyük Kedilerin Günlüğü, Discovery Channel, National Geographic, Belgesel

Evrim teorisini her sene test eden devlet senden doğal seçilimi aşıp kendinin cam ustası olmanı istiyor. Ne idealist bir düşünce, kendi kendini üflemezsen piyasayı/pazarı/talebi takip etmezsen zücaciye dükkânında bir ömür alıcı beklersin. Komik ama hiç kimse gülmüyor bu duruma. Hayvan belgeselinde hemcinsinin ölümünü izleyen antilop gibisin, her sınavda bir tanıdığını etoburlar yiyor. Gazeteye bakıyorsun atama bekleyen antiloplar, sınava hazırlanan zebralar, iş arayan genç alageyikler görüyorsun.

İşte bu canını sıkıyor, Boğazda ne kadar dolaşsan da şehir hatları vapuralarıyla geçmiyor.

23 Eylül 2011 Cuma

Kaçak Göçmen Zombiler ve Ali Ağaoğlu'ndan My Penis

Davalarının görüleceği şehre sevk edilirken yolda yanan tutuklular, ceza olarak tribünü dolduran ‘önce kadınlar ve çocuklar!’, polis sanılarak roket atar saldırısıyla öldürülen genç kızlar, Ege sahiline vuran muhtemelen Afrika’dan Avrupa’ya kaçak olarak gitmeye çalışan göçmenlere ait dört ceset.

Polis

''Şiddete meyyalim vallahi dertten!'' Musa Rami, Polis

Yazı konusu düşünürken haberlere baktığımda gördüklerimdi bunlar. Vaka-i adiye, 3. Sayfa haberi, ne bileyim aile içi cinnet/şiddet/katliam haberlerinin yanına yakışır cinsten şeyler. Sayfayı çevirdiğinde, sekmeyi değiştirdiğinde unutacağın sıkıcı şeyler ama bi an kendi cesedimin tanımadığım bir ülkenin gözde turizm beldesindeki en enternasyonal beachine vurduğunu düşündüm. Hatta filmi bile kafamda canlandı; Tepeden denize bakıyoruz, kamera yaklaşıyor, bir su yatağı üstünde muhtemelen beyaz bir Avrupalı turist kadın vücudu o kadar gevşemiş ki denizin üstünde bile durabilir bu rahatlıkla. Gözünde devasa güneş gözlüğü ve üzerinde giysisi sadece en mahrem yerlerinin asgari kısmını örten cinsten, kulağında Iphone’nuna ya da Ipod’una belki de Ipad’ine ne bileyim herhangi bir Apple ürününe takılı kulaklığı, etrafını umursamadan yanıyor bilmem kaç celcius ya da fahrenheit derecede. Artık o beachteki herkes mi dünyadan kopmuş bilmiyorum ben Yunanistan – yani AB, yani Eurozone, yani kriz, yani kurtarma paketi, yani… - karasularında batan kaçak göçmen teknesinden süzülerek, şişerek yani gitgide korkunç bir hal alarak bilmem kaç deniz mili ilerlemiş sahile doğru geliyorum ve o gevşek beyaz kadın benim cesedimi görüyor içkisine uzandığı vakit. Kamera yön değiştirip sahilde kaçışan insanları alıyor ve ekranda ‘’Kaçak Göçmen Zombiler’’ yazıyor tabii ki gavurcasıyla ve film başlıyor.

Thriller

Zombiler, Thriller, Michael Jackson

Çok alakasız geliyor değil mi? Nasıl olur Sahil Güvenlik filan yok mu yahu, cesedim oralara kadar gelir mi? Taksitle alınmış 6 gece 7 günlük keyifleri bozacak bir rahmetlinin yeri kimsesizler mezarlığıdır, en gözde beach değildir diyor kafanız. Sanırım bu bilinçaltı ya da düşünme biçimi hepimize yerleşmiş. Ana haberleri şehit çetelesi, trafik kazalarının bilanço dökümü, aile içi/kadına karşı şiddetin bir özeti olarak algılıyoruz. Ölüme, şiddete karşı tepkisiz ve duyarsız kalmak ya da daha doğrusu alışmak bana çok tuhaf geliyor. Bu mevzu üzerine felsefeciler, psikologlar, edebiyatçılar çok kafa yormuş bin bir veciz söz, aforizma, alıntı filan çıkartabiliriz googlelarsak.

Ağaoğlu

''İnşaata başladık bile ahahaha!!11'' Ali Ağaoğlu, Penis şeklinde yapılar yapan/satan müteaahit

Ademoğlu her koşulda akıl sağlığını korumak için alışıyor ama bu post-modern dünyada fazla mı alışmaya meyyaliz? Yaşadığımız yerler değişiyor-değişti; iyi kötü bir mahalle kavramı ben çocukken hala kırık dökük devam ediyordu artık her yerde erkek cinsel organı çağrışımları yapan rezidans/site/yaşam alanı/apartman adını verdikleri yapılar var. Bundan 20 sene sonra, o yapılarda –ev demiyorum, konut bile demiyorum yapı sadece- büyüyen insanların sosyalleşmekten anladığı tek şey avmlere gitmek mi olacak acaba? Hani fütürist diyorlar ya uzak gelecekte bizi ne gibi teknolojik gelişmelerin beklediğini şimdiden görmeye çalışan, 2023’e yazdığı mektubun zarfını yalayanlar işte ben Ataşehir’i görünce korkuyorum. Bu fütüristler ve müteaahitler beni amansız bir nostaljiye hapsedecekler sanırım. Çok mu komşu severim, hayır ama bir komşu vardır onun varlığından bir çeşit güven alırsın, mahallende caminin önündeki camiyi yaşatma ve yardımlaşma derneği amcaları hep oradadır, sokağındaki tıfıllar arabanın camına yaslanır filan. Şimdi buna katlamayıp kendilerini 30-40 katlı ve varsayılan özelliği bitmek bilmeyen bir rüzgar olan bozkır sitelerinde yaşamaya alışan insanları anlayamıyorum.

Kabus

Çaydanluk?!, Mahallenin Muhtarları, 90larda birkaç nesli heba eden ve site/rezidans yaşamını garip komşulardan kurtuluş olarak görmeyi bilinçaltına yerleştiren komplo teorisinin başrol oyuncusu dizimtrak

Ölüme, bu üçüncü sayfa haberlerine alışılır geçen zamanla ama mahallesiz yaşama alışmak ancak benliğini aldırarak becerebileceğin bir şey, o ruhsuz mobilya reklamlarındaki Avrupai simalarıyla sırıtan mutlu çift/aileye özenmek gibi ya da sadece üzerine dublaj eklenmiş mutlu insanların olduğu araba reklamlarındaki ‘güzel’ insanların sahip olduklarını istemek gibi.

Tamamiyle anlamsız, kof ve satın alınmış mutluluk. Yani yalan ve yaban.