23 Eylül 2011 Cuma

Kaçak Göçmen Zombiler ve Ali Ağaoğlu'ndan My Penis

Davalarının görüleceği şehre sevk edilirken yolda yanan tutuklular, ceza olarak tribünü dolduran ‘önce kadınlar ve çocuklar!’, polis sanılarak roket atar saldırısıyla öldürülen genç kızlar, Ege sahiline vuran muhtemelen Afrika’dan Avrupa’ya kaçak olarak gitmeye çalışan göçmenlere ait dört ceset.

Polis

''Şiddete meyyalim vallahi dertten!'' Musa Rami, Polis

Yazı konusu düşünürken haberlere baktığımda gördüklerimdi bunlar. Vaka-i adiye, 3. Sayfa haberi, ne bileyim aile içi cinnet/şiddet/katliam haberlerinin yanına yakışır cinsten şeyler. Sayfayı çevirdiğinde, sekmeyi değiştirdiğinde unutacağın sıkıcı şeyler ama bi an kendi cesedimin tanımadığım bir ülkenin gözde turizm beldesindeki en enternasyonal beachine vurduğunu düşündüm. Hatta filmi bile kafamda canlandı; Tepeden denize bakıyoruz, kamera yaklaşıyor, bir su yatağı üstünde muhtemelen beyaz bir Avrupalı turist kadın vücudu o kadar gevşemiş ki denizin üstünde bile durabilir bu rahatlıkla. Gözünde devasa güneş gözlüğü ve üzerinde giysisi sadece en mahrem yerlerinin asgari kısmını örten cinsten, kulağında Iphone’nuna ya da Ipod’una belki de Ipad’ine ne bileyim herhangi bir Apple ürününe takılı kulaklığı, etrafını umursamadan yanıyor bilmem kaç celcius ya da fahrenheit derecede. Artık o beachteki herkes mi dünyadan kopmuş bilmiyorum ben Yunanistan – yani AB, yani Eurozone, yani kriz, yani kurtarma paketi, yani… - karasularında batan kaçak göçmen teknesinden süzülerek, şişerek yani gitgide korkunç bir hal alarak bilmem kaç deniz mili ilerlemiş sahile doğru geliyorum ve o gevşek beyaz kadın benim cesedimi görüyor içkisine uzandığı vakit. Kamera yön değiştirip sahilde kaçışan insanları alıyor ve ekranda ‘’Kaçak Göçmen Zombiler’’ yazıyor tabii ki gavurcasıyla ve film başlıyor.

Thriller

Zombiler, Thriller, Michael Jackson

Çok alakasız geliyor değil mi? Nasıl olur Sahil Güvenlik filan yok mu yahu, cesedim oralara kadar gelir mi? Taksitle alınmış 6 gece 7 günlük keyifleri bozacak bir rahmetlinin yeri kimsesizler mezarlığıdır, en gözde beach değildir diyor kafanız. Sanırım bu bilinçaltı ya da düşünme biçimi hepimize yerleşmiş. Ana haberleri şehit çetelesi, trafik kazalarının bilanço dökümü, aile içi/kadına karşı şiddetin bir özeti olarak algılıyoruz. Ölüme, şiddete karşı tepkisiz ve duyarsız kalmak ya da daha doğrusu alışmak bana çok tuhaf geliyor. Bu mevzu üzerine felsefeciler, psikologlar, edebiyatçılar çok kafa yormuş bin bir veciz söz, aforizma, alıntı filan çıkartabiliriz googlelarsak.

Ağaoğlu

''İnşaata başladık bile ahahaha!!11'' Ali Ağaoğlu, Penis şeklinde yapılar yapan/satan müteaahit

Ademoğlu her koşulda akıl sağlığını korumak için alışıyor ama bu post-modern dünyada fazla mı alışmaya meyyaliz? Yaşadığımız yerler değişiyor-değişti; iyi kötü bir mahalle kavramı ben çocukken hala kırık dökük devam ediyordu artık her yerde erkek cinsel organı çağrışımları yapan rezidans/site/yaşam alanı/apartman adını verdikleri yapılar var. Bundan 20 sene sonra, o yapılarda –ev demiyorum, konut bile demiyorum yapı sadece- büyüyen insanların sosyalleşmekten anladığı tek şey avmlere gitmek mi olacak acaba? Hani fütürist diyorlar ya uzak gelecekte bizi ne gibi teknolojik gelişmelerin beklediğini şimdiden görmeye çalışan, 2023’e yazdığı mektubun zarfını yalayanlar işte ben Ataşehir’i görünce korkuyorum. Bu fütüristler ve müteaahitler beni amansız bir nostaljiye hapsedecekler sanırım. Çok mu komşu severim, hayır ama bir komşu vardır onun varlığından bir çeşit güven alırsın, mahallende caminin önündeki camiyi yaşatma ve yardımlaşma derneği amcaları hep oradadır, sokağındaki tıfıllar arabanın camına yaslanır filan. Şimdi buna katlamayıp kendilerini 30-40 katlı ve varsayılan özelliği bitmek bilmeyen bir rüzgar olan bozkır sitelerinde yaşamaya alışan insanları anlayamıyorum.

Kabus

Çaydanluk?!, Mahallenin Muhtarları, 90larda birkaç nesli heba eden ve site/rezidans yaşamını garip komşulardan kurtuluş olarak görmeyi bilinçaltına yerleştiren komplo teorisinin başrol oyuncusu dizimtrak

Ölüme, bu üçüncü sayfa haberlerine alışılır geçen zamanla ama mahallesiz yaşama alışmak ancak benliğini aldırarak becerebileceğin bir şey, o ruhsuz mobilya reklamlarındaki Avrupai simalarıyla sırıtan mutlu çift/aileye özenmek gibi ya da sadece üzerine dublaj eklenmiş mutlu insanların olduğu araba reklamlarındaki ‘güzel’ insanların sahip olduklarını istemek gibi.

Tamamiyle anlamsız, kof ve satın alınmış mutluluk. Yani yalan ve yaban.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder