7 Temmuz 2011 Perşembe

Artvin II-III-IV - Macahel

BorçkaArtvinKöprüdeyim Sonra AraAsma Köprüde de YürürümNavigasyon da Amma Güzel ŞeyÇay Bahçesi'nin Maskotu Dolly The Last Zuzu
Öğlen Sıcağında Yorgun EnikŞehrin Meydanı Çay Bahçesiİshak Reis'in TakasıTebeşirle Yazılan Fiyat Listesinin Nostaljik KokusuYola ÇıktıkDağlar Selamlıyor
Göğü Kesen OrmanDağlarda Kar Sesi Var10 Dakika MolaMasa Başı İşMarlboro Man Macahel EditionYol Çıkmıyor Patikayı Takip Ediyoruz
İremit Pansiyonİremit'in Balkonundan ManzaraBalkonun Diğer TarafıAtos, Portos ve DartanyanAhşap ve OrmanSilor

Artvin II-III-IV - Macahel, a set on Flickr.

Sabah erkenden Kafkas Otel'den ayrılıp terminala indik, Borçka arabasının kalkmasına bir saat vardı. Kahvaltıyı aldığımız karışık tostlarla yapıp öğlen sıcağında sefer saatini beklemeye başladık. Bir saatlik yolculuk sonrası Borçka'ya vardığımızda Macahel'e çıkacak vasıtayı aramaya koyulduk. Bi taraftan da arabacılardan kalmalık ucuz yer arıyorduk, kartvizitini aldığımız mekanı aradığımızda günlük kişibaşı 60 lira denince kararsız kaldık. Macahel arabası Ziraat Bankası'nın karşısından kalkıyordu, Ziraat'ı bulmak için yol sorduğumuz mobilyacı emice bizi vazgeçirmeye çalıştı. İyice kararsız bir şekilde İshak reisi bulduk, iki saat sonra kalkacağını söyledi, kişi başı 25 istediğini söyleyince düşünmek için zaman isteyip meydandaki çay bahçesine geçtik. Sıcaktan bunalmışlığından kurtulmak için gölgede beklerken bir karar vermeye çalıştık. Saat gelince İshak reise gittik. Bir güzellik yapmasını istedik o da bize acıdı mı artık bilmem 50 liralık yol parasını 35'e indirdi bir güzellik daha yapıp 50 liraya kalacak yer ayarladı arayıp. Aradıktan sonra anladık ki bana 60 lira diyen İremit Pansiyondu, İshak reisin akrabasıymış.

Yolculuk biraz geç başladı, bizim dışımızdaki yolcuların eşyaları filan derken 15 küsürde yola girdik. Dağlar yükselmeye vadi kendini göstermeye başladı. Kıvrıla kıvrıla yükseliyor, açık pencereden fotoğraflar çekmeye çalışıyorduk. Arada durup mola verdiğimizde soğuk su ve güzel manzarayla dinleniyorduk. Yol kenarında kıştan kalma kar kümeleri ve temmuzda üşümenin verdiği mutlulukla tırmanmayı bitirip inmeye başlıyorduk. Yol çalışmaları yapan dozerler kamyonlarla ortalık toza bulanıyor, inşaa halindeki yerlerde bozukluktan doğru düzgün ilerleyemiyorduk. Saatler süren yolculuk sona erdiğinde manzaraya bakıp bir sigara yaktım. Uzun uzun etrafa bakıp bizi karşılayacak kişiyi beklemeye başladım. İremit Pansiyon'a araba yolu çıkmıyordu. Patikayı küçümseyip gaza basınca yolun yarısında kesildim. Mekana vardığımızda terden su olmuştuk. Eşyaları en serin odaya bırakıp bir duş aldım. Bilgisayarı açıp nete bağlanmaya kalktığımda acı gerçekle karşılaştım. Güzelliğin de bir bedeli vardı, 3G çekmiyordu Macahelde. Neyse deyip balkona geçtik, akşam yemeği önümüze geldiğinde kendimizi yemeklere verdik. Yemek sonrası revahetiyle odaya geçip müzik dinliyerek efkârlandık.

Gün benim için geç başladı ama Ömer Bro erkenden keşfe başlamıştı. Dere inmiş, camiye gitmiş, yılan görmüş daha neler neler yapmıştı. Uyandığımda öğlen olmuştu, benim için ayrı bir mesele vardı oda yaz okulu kaydıydı, seyahate başlamadan önce kucağıma düşen notlar sonrası yaz okulu meselesi ortaya çıkmıştı. Önceki gün Edge bağlantısıyla nete girmeyi başarmıştık fakat çok yavaştı. Yavaş da olsa işimi görüyordu net, fakat istediğim dersler açılmamıştı. Açılan derslere başvurabilmek için telefon diplomasisine başladım. İremit'ten ayrılırken bu belirsizlikten dolayı kafam karışıktı. Ömer Bro onbeş dakika mesafede çok güzel bir şelale var oraya gideceğiz dedi. Tamam deyip yola koyulduk fakat ikibuçuk saat süren bir tırtanma sonrası anca varabildik. Yolda kertenkeleden, eski köy okuluna epey şey gördük tabii güneşin altında eriyip gittim ben. Şelaleyi gördüğümde ise bütü yorgunluğum gitmişti, sigaramı yaktım ve bir nefes çektim. Masaüstü arka fonu yapılabilecek kadar güzel bir yerdeydik. Yağmur bize artık gidin deyince geri dönmek üzere kalktık. İnmek her zaman çıkmaktan daha kolaydır, bu sefer de öyle oldu. Ömer Bro'nun bal merakı üzerine yolu biraz uzatıp kestane balını alıp patikalardan geçe geçe İremit'e döndük. Akşam yemeği yine harkulade idi, bu sefer masaya oturduğumuzda hava kararmıştı kedilerin ziyaretleri ve kısık sarı ışığın altında son gecemizi geçiriyorduk.

Sabah uyandığımızda Borçka'ya dönecek arabanın gelmesine dakikalar vardı. Hızlıdan bir kahvaltı çekip aşağı indik. Yolda talihsizlik peşimizden geldi dinamosu bozulan minibüsün yapılmasını bekledik. Bir saat rötarle şehre varınca Trabzon otobüsüne biletimizi aldık, yine terminalde karışık tostumuzu yiyerek Artvin'den ayrılmak üzere yola koyulduk.



Via Flickr:
Dağlarda Kar Sesi Var

1 yorum: