2 Temmuz 2011 Cumartesi

Erzurum I

BiletISG İç Hatlarının Önünde Sigara Molası204B LobisiKorkma Ben VarımRötar OkumasıErzurum Havaalanı
Havaalanı Otobüsünden ManzaralarÖmer Bro AyrancıdırUçak Sonrası AçlığıCumhuriyet Caddesi Yakutiye Uzaktan Işıl IşılMedrese Önünde Sigara İçen Deyyus
Yakutiye'nin IşıklarıYakutiye Medresesi ve Karanlıkta BenLala Paşa CamiiÇay SokağıTatsız Çay KeyfiÇifte Minareli Camii
Geceleri Yürürüm ÇantamlaKubbeli Yapı -Çok Açıklayıcı-Otel KatıDerli Toplu Haliyle OdamızBekar Odası RuhuOtelde Televizyon Keyfi!
Erzurum I, a set on Flickr.

Mesele başlayabilmek, sonrasında gerisi geliyor. Bu yolculuğa çıkarken arkamda kasvetli bir yazı bırakıyorum -yazar tribine girdim- standart tatilci deniz, güneş, kumsal üçgeninde debelenip durur bense mevsim normallerinde bir yazdan bile hazzetmeyen kışinsanı olarak yükseklere, soğuğa ve sessizliğe meyyalim.

Hikaye Ömer Bro'nun terhis olmasıyla başladı, amacım onu Erzurumda yakalayıp kuzeye, Karadenize çıkmaktı. Kredi kartlarının en sevdiğim yanı mil puanları olduğundan babamı ikna edip birikmişiyle uçak biletini ayırttım. Temmuzla birlikte başlayacak keşif seyahatine hazırlanmak için son günü bekledim her zamanki tembelliğimle, sırtımda gavur ölüsü çantam elimde kameramla Bağlarbaşına çıktığımda şişe şişe suyun dahi kâr etmediği sıcaktan bir an önce kurtulmam gerektiğini anladım.

Havaalanına varmak üzereydim şirketin mesajıyla acı gerçeği öğrendim. Asla rötarsız bir uçuş yapamam, şirket de beni düşünmüş olacak ki bir saat ileriye almış seferi. Lobide beklerken yine kitap okumaya başladım, yine diyorum çünkü havaalanları benim kütüphanem gibidir, Kemal Sunal'ın ganyanı minibüs ortamından başka bir yerde tutturamadığı filmdeki gibi ben de kitap okumayı uçağı beklerken gerçekleştirebiliyorum.

Koltuğuma oturduğumda yanıma bir tanıdığın geleceğini tahmin edemezdim, zaten tanıdık oturmadı. Amcamı tanıyan tanışma meraklısı Gebzeli, yol boyunca klişe sohbetleri tamamladığımızda Erzurum'a iniyorduk. Ayaklarımı yere bastığımda yaptığım ilk iş sigaramı yakmak oldu. Şehir merkezine giden otobüste ''buraların yabancısı'' olmanın bütün eziyetini çektim; muavininden yolcusuna herkese Yakutiye'yi soruyordum çünkü Ömer Bro oradaydı. Havuzbaşı'nda inip telefon diplomasisiyle onu bulana kadar birkaç dakika daha uğraştım. Neredeyse bir yıl sonra Ömer Bro'yla Erzurum'da buluşmak ne de tuhaftı.

Tavuk döneri resmi yemeğim ilan edeceğim, nerede olursa olsun martı eti vazgeçilmezim oldu artık. Yemek sonrası uykuya dalan şehrin sokaklarında dolaşmaya başladık. Tarihi mekanların önünde japon turist ruhuna bürünüp fotoğraflar çekinirken -Ömer Bro'nun zoruyla- kendimden tiksindim. Yol yorgunluğunu atmak için çay içmek istedim, kader utansın böyle çayı içmez olaydım. Kadıköy kahvelerindeki karbonatlı şey -bak çay demiyorum- bile bundan daha iyidir. Bir de bulaşık çıkmasın diye kıtlama kavramını geliştirmiş Erzuruminsanı, bana ters tabii.

Otele girdiğimde aklıma Yeşilçam filmlerinde amelelerin kaldığı bekar odaları geldi. Aynı geleneği sürdürdükleri her açıdan görülebilen Dede Otel verdiğiniz bedeli tamamiyle hak ediyor -eee 25 liraya ne bekliyorsunuz-.

Birinci gün böylece biterken arkada saatlerdir açık televizyon, önümde Ömer Bro'nun sürprizi kaçak malbuşlar ve saatler önce sıcağı kaçmış kır pideleri.

Via Flickr:
Seyahatimizin ilk durağı

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder